Bağlanma Sistemimiz Neden Aynı Kişileri Seçiyor?

Romantik ilişkilerde zaman zaman dikkat çekici bir tekrar yaşanabilir: Partnerler değişse de ilişkide deneyimlenen duygular, çatışmalar ve beklentiler birbirine benzeyebilir. Kişi kendisini tekrar tekrar duygusal olarak mesafeli, belirsiz ya da ulaşılması güç kişilerle ilişki kurarken bulabilir. Ya da tam tersine, yakınlık arttığında geri çekilme ve ilişkide mesafe yaratma eğiliminin tekrarlandığını fark edebilir.
Bu tekrarların anlaşılmasında bağlanma kuramı önemli bir çerçeve sunar.
Bağlanma Sistemi Nasıl Şekillenir?
Bağlanma sistemi, kişinin önemli diğerleriyle yakınlık kurma, güvenlik arama ve duygusal ihtiyaçlarını düzenleme biçimiyle ilişkili biyolojik ve psikolojik bir sistemdir. Temelleri erken dönem bakım veren ilişkilerinde atılsa da bağlanma örüntülerinin yalnızca çocukluk deneyimleriyle belirlendiğini söylemek doğru değildir. Yaşam boyunca kurulan yakın ilişkiler, kayıplar, güven deneyimleri ve yeni ilişkisel öğrenmeler de bu sistemi etkileyebilir.
Erken ilişkilerimiz içerisinde yalnızca başkalarının nasıl insanlar olduğunu değil, ilişkilerin nasıl işlediğini de öğreniriz. İhtiyaç duyduğumuzda karşımızdaki kişinin ulaşılabilir olup olmadığı, duygularımızın nasıl karşılandığı ve yakınlığın ne ölçüde güvenli olduğu zaman içerisinde bazı beklentilerin oluşmasına katkıda bulunur.
Bağlanma kuramında bunlar çoğunlukla “içsel çalışma modelleri” kavramıyla açıklanır. Kişi farkında olmadan “Yakın olduğum insanlar ihtiyaç duyduğumda yanımda olur mu?”, “Sevilmeye değer miyim?”, “Yakınlık güvenli midir?” gibi temel beklentiler geliştirebilir.
Neden Benzer İlişkisel Örüntülere Yönelebiliriz?
İnsanlar bilinçli olarak kendilerine zarar verecek partnerleri seçmezler. Ancak geçmiş deneyimlerimiz, hangi davranışları tanıdık bulduğumuzu ve ilişkilerde hangi sinyallere daha duyarlı olduğumuzu etkileyebilir.
Burada önemli bir ayrım vardır: Tanıdık olan ile güvenli olan her zaman aynı şey değildir.
Örneğin ilişkilerde terk edilme veya reddedilme konusunda yüksek hassasiyeti bulunan biri, partnerindeki küçük bir mesafeyi dahi önemli bir tehdit olarak algılayabilir. Partnerin iletişiminin azalması, mesajlara geç yanıt vermesi ya da duygusal olarak geri çekilmesi bağlanma sisteminin daha yoğun biçimde aktive olmasına neden olabilir.
Bunun sonucunda kişi daha fazla güvence arayabilir, partnerinin davranışlarını sürekli değerlendirebilir veya ilişkiyi kaybetmemek için daha fazla çaba göstermeye başlayabilir.
Tam da bu noktada duygusal yoğunluk ile ilişkisel güven birbirine karışabilir.
Belirsizlik, bekleme ve zaman zaman alınan güçlü yakınlık sinyalleri kişinin zihinsel olarak ilişkiyle daha fazla meşgul olmasına yol açabilir. Bu nedenle “Onu aklımdan çıkaramıyorum” deneyimi her zaman ilişkinin ne kadar güçlü olduğunun göstergesi değildir; kimi zaman aktive olmuş bir bağlanma sisteminin sonucu da olabilir.
Kaygılı ve Kaçıngan Örüntüler Birbirini Nasıl Besleyebilir?
Romantik ilişkilerde sık karşılaşılan döngülerden biri, yakınlık arayan kişi ile yakınlık karşısında mesafe ihtiyacı artan kişinin etkileşimidir.
Partnerlerden biri uzaklaştığında diğeri ilişkiyi korumak amacıyla daha fazla yakınlık, iletişim veya güvence arayabilir. Ancak bu yaklaşma, yakınlık karşısında zorlanan partner tarafından baskı olarak algılanabilir ve daha fazla geri çekilmeye neden olabilir.
Böylece bir döngü oluşur:
Biri uzaklaştıkça diğeri yaklaşır; diğeri yaklaştıkça ilki daha fazla uzaklaşır.
Zaman içerisinde her iki taraf da kendi temel beklentisinin doğrulandığını düşünebilir. Bir taraf “İnsanlar sonunda beni terk ediyor” sonucuna ulaşırken, diğer taraf “Yakın ilişkiler beni kısıtlıyor” düşüncesini güçlendirebilir.
Bu nedenle ilişkide yaşanan sorun her zaman yalnızca iki kişinin bireysel özelliklerinden kaynaklanmaz. Bazen asıl belirleyici olan, iki bağlanma sisteminin birbirini nasıl aktive ettiğidir.
Güvenli İlişkiler Neden Başlangıçta Daha Az Yoğun Hissedilebilir?
Bazı kişiler için tutarlı ve duygusal olarak erişilebilir bir partnerle kurulan ilişki başlangıçta alışılmış ilişkiler kadar yoğun hissedilmeyebilir.
Çünkü ilişkide sürekli çözülmesi gereken bir belirsizlik, yeniden kazanılması gereken bir yakınlık veya terk edilme tehdidi bulunmadığında bağlanma sistemi daha az aktive olur.
Bu sakinlik bazen “heyecan eksikliği” olarak yorumlanabilir.
Ancak yoğunluk ile yakınlık aynı şey değildir. Sağlıklı romantik ilişkilerde çekimin yanında güvenilirlik, karşılıklılık, sınırlar, duygusal erişilebilirlik ve çatışmaların onarılabilmesi de önem taşır.
Dolayısıyla bir ilişkinin niteliğini yalnızca ne kadar yoğun duygular yarattığı üzerinden değerlendirmek yanıltıcı olabilir.
Bağlanma Örüntüleri Değişebilir mi?
Bağlanma örüntüleri değişmez kişilik özellikleri değildir. Güvenli ilişkisel deneyimler, kişinin kendi duygusal tepkilerini fark etmesi ve gerektiğinde psikoterapi sürecinde bu örüntülerin ele alınması, daha esnek ilişki biçimlerinin gelişmesine katkı sağlayabilir.
Buradaki temel amaç, artık belirli türde insanlardan hiç etkilenmemek değildir. Asıl önemli olan, çekim ile bağlanma sisteminin aktivasyonunu birbirinden ayırt edebilmektir.
Bu nedenle tekrar eden ilişkileri anlamaya çalışırken yalnızca “Neden hep benzer kişileri seçiyorum?” sorusuna odaklanmak yerine şu sorular da düşünülebilir:
Bu ilişkilerde tekrar tekrar hangi duyguyu yaşıyorum?
Yakınlık arttığında bende ne oluyor?
Karşımdaki kişi uzaklaştığında onu daha fazla mı arzuluyorum?
Bir ilişkide kendimi güvende hissetmek bana nasıl geliyor?
Çünkü romantik ilişkilerimizde tekrar eden şey her zaman aynı türde insanlar değildir. Bazen tekrar eden, yakınlık içerisinde öğrendiğimiz ve zamanla tanıdık hâle gelen ilişki kurma biçimidir.
Bu örüntüyü fark etmek, onu değiştirebilmenin ve daha güvenli ilişkiler geliştirebilmenin önemli adımlarından biridir.




Yorumlar