Kendimizle İlgili Negatif İnançlarımız Hayatımızı Nasıl Şekillendirir?

İnsan yalnızca yaşadığı olaylardan değil, bu olayları nasıl yorumladığından da etkilenir. Özellikle kişinin kendisi hakkında geliştirdiği düşünceler, duygularını, ilişkilerini, kararlarını ve davranışlarını önemli ölçüde şekillendirebilir. “Ben yetersizim”, “Sevilmeye değer değilim”, “Başarısızım”, “Güçsüzüm” ya da “Bende bir sorun var” gibi negatif kognisyonlar zamanla kişinin kendisine bakışının bir parçası hâline gelebilir.
Bu düşünceler çoğu zaman tek bir olay sonucunda oluşmaz. Çocukluk döneminde yaşanan eleştiriler, ihmal, reddedilme, başarısızlık deneyimleri, aile içindeki ilişkiler, sosyal çevre ve sonraki yaşam deneyimleri kişinin kendisi hakkında bazı temel sonuçlara ulaşmasına neden olabilir. Zamanla bu sonuçlar sorgulanmadan kabul edilen güçlü inançlara dönüşebilir.
Örneğin çocukluk döneminde sık sık eleştirilen bir kişi zaman içerisinde “Ne yaparsam yapayım yeterli değilim” düşüncesini geliştirebilir. Yetişkinlikte başarılı olduğu durumlarda bile kendi başarısını küçümseyebilir, yaptığı küçük hatalara yoğun biçimde odaklanabilir ve çevresindeki insanların kendisini yetersiz bulacağından endişe edebilir.
Negatif kognisyonların en önemli etkilerinden biri, algımızı seçici hâle getirmesidir. İnsan zihni çoğu zaman sahip olduğu inançlarla uyumlu bilgileri daha kolay fark eder. “Ben sevilmeye değer değilim” düşüncesine sahip biri, çevresindeki insanların ilgisini gözden kaçırırken küçük bir mesafeyi veya eleştiriyi güçlü bir reddedilme işareti olarak yorumlayabilir.
Böylece kişi farkında olmadan kendi inancını doğrulayan kanıtlar toplamaya başlayabilir.
Negatif kognisyonlar ilişkilerimizi de etkileyebilir. “Terk edileceğim” düşüncesine sahip biri ilişkilerinde yoğun güvence arayabilir, partnerinin davranışlarını sürekli analiz edebilir veya küçük değişiklikleri tehdit olarak algılayabilir. “Kimseye güvenemem” düşüncesine sahip bir kişi ise duygusal yakınlıktan uzak durabilir, ihtiyaçlarını paylaşmayabilir veya ilişkide sürekli tetikte olabilir.
Benzer şekilde “Ben yetersizim” düşüncesi iş ve akademik yaşamı da etkileyebilir. Kişi başarısız olmaktan korktuğu için yeni fırsatlara başvurmaktan kaçınabilir. Kendini göstermemeyi, geri planda kalmayı veya sürekli daha fazla çalışmayı seçebilir. Bazen mükemmeliyetçilik de bu düşüncenin bir uzantısı olabilir. Kişi yeterli hissetmek için kusursuz olmaya çalışırken zamanla yorulabilir ve kendi başarılarını görmezden gelebilir.
Burada önemli bir döngü ortaya çıkar.
Kişi kendisi hakkında olumsuz bir düşünceye sahip olur, bu düşünce belirli davranışları tetikler ve davranışların sonuçları başlangıçtaki düşünceyi güçlendirebilir.
Örneğin “İnsanlar beni istemez” diye düşünen biri sosyal ortamlarda geri çekilebilir. İnsanlarla daha az iletişim kurduğu için yeni ilişkiler geliştirmekte zorlanabilir. Sonrasında yaşadığı yalnızlığı “Zaten kimse beni istemiyor” şeklinde yorumlayabilir. Böylece düşünce ve davranış birbirini besleyen bir döngüye dönüşür.
Ancak kendimizle ilgili geliştirdiğimiz negatif kognisyonlar değişmez gerçekler değildir.
Bir düşüncenin uzun yıllardır bizimle olması onun doğru olduğu anlamına gelmez. Çoğu zaman bu düşünceler geçmişte yaşanan deneyimlerin bugüne taşınmış yorumlarıdır.
Değişim, öncelikle bu düşünceleri fark etmekle başlar. “Kendime şu anda ne söylüyorum?”, “Bu düşüncenin kaynağı ne olabilir?”, “Bunu desteklemeyen hangi deneyimlerim var?” ve “Bu düşünce hayatımda hangi seçimleri yapmama neden oluyor?” gibi sorular kişinin kendi zihinsel örüntülerini daha yakından görmesine yardımcı olabilir.
Amaç yalnızca negatif düşüncelerin yerine olumlu düşünceler koymak değildir. Amaç, kişinin kendisiyle ilgili daha gerçekçi, esnek ve şefkatli bir bakış geliştirebilmesidir.
Çünkü kendimiz hakkında neye inandığımız, yalnızca nasıl hissettiğimizi değil; hangi ilişkilere girdiğimizi, hangi fırsatlara yaklaştığımızı, hangi sınırlara razı olduğumuzu ve kendimize nasıl bir yaşam kurduğumuzu da etkileyebilir.




Yorumlar