Obsesif Kompulsif Bozukluk Yaşayan Bireylere Söylenmemesi Gereken Şeyler

Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB), kişinin kontrolü dışında ortaya çıkan, tekrarlayıcı ve rahatsız edici düşüncelerle (obsesyonlar) ve bu düşüncelerin yarattığı kaygıyı azaltmak amacıyla gerçekleştirilen davranışlar ya da zihinsel eylemlerle (kompulsiyonlar) karakterize bir ruhsal bozukluktur. Ancak OKB, günlük dilde sıklıkla “takıntılı olmak”, “fazla titiz olmak” veya “düzeni sevmek” ile karıştırılır.
Bu nedenle OKB yaşayan bir bireye iyi niyetle söylenen bazı cümleler, kişinin yaşadığı güçlüğün küçümsendiğini hissetmesine neden olabilir. Üstelik bazı yaklaşımlar farkında olmadan OKB döngüsünü de besleyebilir.
“Takma kafana, düşünme.”
OKB’deki obsesif düşünceler kişinin bilinçli olarak seçtiği düşünceler değildir. Tam tersine, kişi çoğu zaman bu düşünceleri istemediği halde zihninden uzaklaştırmakta zorlanır. Bu nedenle “Düşünme” demek genellikle işe yaramaz. Hatta kişi düşünceyi bastırmaya çalıştıkça onun zihinsel olarak daha fazla öne çıktığını fark edebilir.
“Herkesin takıntıları var.”
İnsanların zaman zaman bir konuya takılması, bir şeyi tekrar kontrol etmesi veya belirli alışkanlıklara sahip olması oldukça doğaldır. Ancak OKB bundan farklıdır. Obsesyon ve kompulsiyonlar kişinin günlük yaşamında ciddi zaman kaybına, yoğun kaygıya ve işlevsellikte bozulmaya yol açabilir. Bu nedenle OKB’yi günlük alışkanlıklarla karşılaştırmak kişinin yaşadığı güçlüğün küçümsendiğini hissettirebilir.
“Bunun mantıksız olduğunu bilmiyor musun?”
OKB yaşayan birçok kişi düşüncelerinin veya davranışlarının aşırı ya da mantıksız olabileceğinin zaten farkındadır. Sorun bunu fark edememek değil, ortaya çıkan yoğun kaygı ve belirsizlikle baş etmekte zorlanmaktır. Kişinin düşüncesinin mantıksız olduğunu tekrar tekrar vurgulamak, kendisini daha fazla eleştirmesine neden olabilir.
“Yapma o zaman.”
Kompulsiyonlar dışarıdan bakıldığında kolaylıkla bırakılabilecek davranışlar gibi görünebilir. Ancak kişi çoğu zaman bu davranışı gerçekleştirmediğinde yoğun bir kaygı, tehdit veya “bir şeylerin yanlış olduğu” hissi yaşayabilir. Dolayısıyla kompulsiyonları bırakmak yalnızca irade meselesi değildir.
“Sen zaten çok titizsin.”
OKB yalnızca temizlik ve düzenle ilgili değildir. Hastalık bulaşması, hata yapma, birine zarar verme, kontrolü kaybetme, dini veya ahlaki konular, ilişkiler, cinsellik ya da belirsizlik gibi çok farklı alanlarda obsesyonlar görülebilir. Ayrıca kompulsiyonlar her zaman dışarıdan gözlemlenebilir davranışlar değildir; kişi zihninden sayı sayabilir, geçmiş olayları tekrar tekrar analiz edebilir veya kendisini zihinsel olarak rahatlatmaya çalışabilir.
“Merak etme, kesinlikle kötü bir şey olmayacak.”
Bu ifade oldukça destekleyici görünse de OKB açısından dikkatli olmak gerekir. Çünkü kişi çevresindeki insanlardan tekrar tekrar güvence istemeye başlayabilir: “Emin misin?”, “Sence bir şey olmadı değil mi?”, “Bunu yaptığımdan emin olabilir miyim?” gibi sorularla kaygısını azaltmaya çalışabilir.
Yakınlarının sürekli güvence vermesi kısa vadede kişiyi rahatlatabilir ancak uzun vadede güvence arama davranışının devam etmesine katkıda bulunabilir. Bu nedenle destek olmak ile OKB’nin güvence döngüsüne katılmak arasında önemli bir fark vardır.
“Biraz iradeli olsan bunu yenersin.”
OKB bir karakter zayıflığı veya irade eksikliği değildir. Kişinin yaşadığı belirtileri iradeyle ilişkilendirmek suçluluk, yetersizlik ve utanç duygularını artırabilir. Profesyonel destek gerektiren bir ruhsal sorunu “yeterince güçlü olmamak” üzerinden değerlendirmek kişinin yardım aramasını da zorlaştırabilir.
Peki, ne söylemek daha yardımcı olabilir?
OKB yaşayan bir kişiye destek olurken her düşüncesini çürütmek veya sürekli rahatlatmaya çalışmak yerine yaşadığı duyguyu anlamaya çalışmak daha işlevsel olabilir. “Bunun senin için ne kadar yorucu olduğunu görebiliyorum”, “Yanındayım” veya “Bu kaygıyla baş etmeye çalışmanın zor olduğunu tahmin ediyorum” gibi ifadeler kişinin deneyimini küçümsemeden yanında olduğunuzu gösterebilir.
OKB yaşayan bireyin ihtiyacı düşüncelerinin “saçma” olduğunun hatırlatılması değil; anlaşılmak, yargılanmamak ve gerektiğinde uygun profesyonel desteğe ulaşabilmektir. Çünkü bazen destek olmak, kaygıyı hemen ortadan kaldırmaya çalışmaktan çok, kişinin o kaygıyla daha sağlıklı bir ilişki kurmasına eşlik edebilmektir.




Yorumlar